Bahar geldi. Doğa bir değişim içinde. Dünya yenileniyor. Covid 19’u bir felaket gibi görmek yerine,…
DİNLİYOR MUSUN?
Bugün uyandım ve dedim ki “ neydi, kimdi bu virüs ki 3 haftadır beni eve hapsetmişti”. Eşofmanlarımı ve spor ayakkabımı giydim ve 7 gibi kendimi sokağa zor attım. Sokaklarda neredeyse kimse yoktu, sadece birkaç araba dışında. Bahar gelmişti çoktan. Hava taptaze, hafif serin ve alabildiğine berraktı. Umarsızca yürürken çılgınlar gibi ötüşen kuşları duydum, sanki bana “hey bize bak, buraya bak” diyorlardı. Yürümeye devam ederken “peki bakıyorum size, evet konu neydi” dedim. Bizi duyuyor musun dediler, evet duyuyorum sağır değilim. Peki dinliyor musun? Bu nasıl bir soruydu yahu, evet şakımanızı duyuyorum, dolayısı ile dinliyorum. Tekrar sordular “ bizi dinliyor musun?”. Dinliyor muyum!!! “ Dur” dediler, bir yerlere yetişmeye çalışırken bizi dinleyemezsin. Durdum, gözlerini kapat dediler, kapattım. Şimdi bizi, sadece bizi dinle dediler o zaman duyacaksın. Biz doğayız, sen nesin?! ” bende doğanın bir parçasıyım sizin gibi” dedim cılız bir sesle. Sus ve dinle…
Biz doğayız. Bir bülbül gibi şakıyabilir misin? Bir ağaç gibi çiçek açabilir misin? Bir gül kadar güzel kokabilir misin? Bir yaprak kadar yeşil olabilir misin? Bir su kadar temiz ve berrak olabilir misin? Peki bir dağ gibi yüce, bir toprak kadar verimli, bir okyanus kadar engin, bir bulut kadar özgür, güneş gibi parlak olabilir misin?
Şimdi kafanı yavaşça yukarı kaldır ve bak, ne görüyorsun? Ne mi görüyorum koca bir hiç’lik. Hiç bu kadar ürkmemiştim. Başım hala yukarıdaydı, donup kalmıştım olduğum yerde. Ve doğa devam etti;
Biz doğayız ve sen bizim bir parçamızsın izin verdiğimiz ölçüde. Sahip biziz, sense misafir. Yaratıyorum dediğinde yaratılan olduğunu unutma. Muhteşem olduğunu düşündüğünde bülbülü, gülü hatırla. Her şeyin üstünde olduğunu sandığında kafanı yukarı kaldır ve bak. Ben muhteşem bir denge yarattım ya bana uyumlan ya da dengemi bozma.
Şimdi gözlerini kapat ve yavaşça başını indir. Beni dinliyor musun? Beni dinlersen duyarsın.
Kendine yarattığın 4 duvara, bakıp göremediğin bir virüs ile hapsettim seni , sahte mutlulukların, yalandan gerçeklerin ile. Belki, bir ihtimal baktığında görmen, dinlediğinde duyabilmen için. Çok fazla bir şey değil istediğimiz, sadece dur, gör ve dinle. Dinle kuşların cıvıltısını, yaprakların hışırtısını, suyun dinginliğini, rüzgarın uğultusunu, çiçeklerin dansını, karıncanın ayak seslerini… Dur ve dinle önce kendini sonra beni. Dinlersen duyarsın hiç’liğin aslında sende olduğunu.
Dinliyorum…





This Post Has 0 Comments