skip to Main Content
0530 401 02 10 info@ekipedu.com
KONFOR ALANINDAN ÇIKMAK

KONFOR ALANINDAN ÇIKMAK

Bir adam ormanda yürüyüş yaparken kaybolur ve akşam olmak üzeredir. Hızla yürümeye devam eder pervasızca, sonrasında bir küçük ev görür, kapıyı çalar ve su ister. Kapının önünde kıpırdamadan duran ve durmadan uluyan bir köpek vardır. Ev sahibiyle biraz sohbet ettikten sonra sorar: “Niçin durmadan uluyor?” Köpeğin sahibi de; “Oturduğu yere çok alışkın ancak onu orada rahatsız eden bir çivi var” der. Adam “Öyleyse yerini değiştirsin, özgür ki” diye yanıt verir. Köpeğin sahibiyse “Şimdilik sadece canını biraz acıtıyor o da yerini değiştirmiyor ancak katlanılamaz duruma geldiğinde oradan kalkacak çünkü orası onun için şimdilik çok rahat” der.

Konfor alanını tam olarak özetleyen bu hikayeyi ilk okuduğumda çok hoşuma gitmişti. Dilerim sizin çivinin acısı dayanılmaz hale gelmeden yerinizi değiştirebilirsiniz.

Bitirilecek projelerin vardır.
Tamamlanması gereken ödevler vardır.
Yapılması gereken ziyaretler vardır.
Sürekli yaşanılan ama bir türlü çözülmeyen sorunlar vardır.
Orada durur.
Ta ki o gün gelene kadar.
Son gün…
Son gün geldiğinde, telaş ve korkular tüm bedeni sarar. Çivi kemiğe değmiştir…
Neden böyle olur?
İnsanoğlu ertelemeden bu kadar sızlanırken bunu neden sürdürür?
Bu sorunun yanıtı çocuklukta gizlidir.
Eskiden çocuklar, teknolojiyle bu denli kuşatılmadığı için günlerini şimdiye odaklı yaşayabiliyorlardı. Onlar için sokağa çıkma zamanı o andı, eve gelme zamanı akşam ezanı okunurken, yemek zamanı acıktıkları zamandı. Ertelenmesi gereken hiçbir şey yoktu. Okula gidiyorlar eve döndüklerinde yapılacak ödevleri yapıyorlar ve sonra yaşamlarına aynı şekilde devam ediyorlardı.
Eski çocuklar, sorunlarını kendileri çözüyor, tecrübeleri kendileri yaşıyorlardı. Bir başkası onlara seminer vermiyordu. Gezilecek bir yer varsa kendileri gidiyor, tehlikeli denilen akarsu kenarlarına gidip kendileri tehlikeli olup olmadığını anlıyorlardı.
Şimdiki çocuklar için “aman çocuğa fazla yüklenmeyin” diye bir deyim ortaya çıktı.
“Fazla yüklenmemek” ne demek?
Bir canlı sınırlarını bilmeden sınırsızlığını nasıl tadacak?
Yorulmadan nasıl dinlenecek?
Kaybetmeden nasıl kazanacak?
Tabi şimdiki çocukların olağanüstü yanları da var. Ama onlara dersler dışında mücadele etme gücünü de öğretmeliyiz.
Yukarıda bahsettim. Ben de eski bir çocuk olarak hala sorunlarımı çözmekte bazen tembellik ediyorum ama yine de çivi battığında kendim o çiviyi söküyorum.
Çiviler hep batacak.
Çiviler batmalı.
Eğer çivilerin batmadığı bir hayat istiyorsanız o zaman evinizden hiç çıkmayınız…

Çocuklarımızın iyi bir iş sahibi olmasını ,düzenli maaş almasını isteriz.Eğer sanatsal bir yeteneği varsa hobi olarak yapmasını daha uygun görürüz.Bu anlayış hayatta kalmaya çalışan toplumların davranışıdır.Buna ‘’surviver mood’’ da denir.Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ndeki ilk basamakta kalıp henüz ihtiyaçlarımızı gidermekle meşgulüz.Planlı ve düzenli çalıştığımızı,ürettiğimizi düşünüyoruz.Elbette öngörülmüş bir hayat insanlar için faydalı sayılabilir ;ancak zihnimiz ve bedenimiz bu kadar mekanik çalışmamaktadır.Her gün aynı rutin işleri yaparak ,ve aynı şeyleri yiyerek sağlıklı bir hayat düşünülemez.Aynı yiyecekleri aynı saatte yemek metabolik stres yaratmakta,aynı hareketleri yapmak kemik yapınızı olumsuz etkilemektedir. Düz zeminlerde sürekli avmlerde büyüyen çocuklarda denge problemi yaşanmaktadır .Engebe olmadığı için beyin uyarılmamakta ve uyarılmadığı için de sistem gelişmemektedir.Beynimizi meşgul etmediğimiz sürece beynimiz küçülmektedir.Yani sorun yoksa ,engel yoksa konfor bizi çürütür. Yeni bilgilerle karşılaşan beyin yeni bağlantılar yaratır ve canlanır.

Okuduğum makalelerin birinde tarihte konfor alanı kavramına ilk değinenin Platon olduğundan bahsediliyordu. Doğdukları andan itibaren yüzleri mağara duvarına dönük zincirlenen insanların yanlarındaki diğer insanları bile görmeden sadece gölgeler görmesi, hayatın sadece bu görüntüler olduğunu zannetmesi ve günün birinde birinin zincirleri kırarak mağaradan çıkması ile dışardaki hayat ile yüzleşmesi örneği ile ilk defa konfor alanına değinmiş Platon. 1908’de iki psikolog tarafından adı konmasa da yapılan tanıma göre, konforlu bir durum kişinin sabit bir performans göstermesini sağlıyor. Maksimum performans için ise bir kaygı eşiği gerekiyor. Bu psikologlara göre, stres seviyesinin normalden yüksek ancak panik yaratacak kadar aşırı olmadığı durumlar kişilerin en üretken ve verimli oldukları zeminleri yaratıyor.

“Bir gün uyandığında, yapmayı isteyip de yapmadığın şeyler için zamanın kalmadığını fark edeceksin.”

Sevgi duyulmadan yapılan işler, kötü alışkanlıklar, hayatı gereğinden fazla akışa bırakmak, ertelemenin dayanılmaz hafifliği ve sonrasında oluşan sancılar, aynı şeyleri yöntem değiştirmeden sıklıkla yapmak veya yapılması gereken şeyleri yapmamakta ısrar etmek vb. Evet günümüzde birçok kişi konfor alanının dışına çıkmakta zorlanıyor. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi herkes için kendi konfor alanına giren konular farklı olabiliyor. Doğamız gereği konfor alanında kalmayı tercih etmek daha kolay geliyor, fakat zaman geçtikçe şöyle bir geriye doğru baktıkça ‘ah, keşke’ sözlerini içimizden geçirebiliyoruz. Tabii ki bunlar, bazı konularda konfor alanından çıkmayı bir türlü gerçekleştiremeyen kişiler için geçerli sözler.

Konfor alanında kalmamıza neden olan en önemli düşüncelerin başında; gelecekte daha çok zamanımızın olacağına inanmak, zamanı biriktirebileceğimizi varsaymak, ilgili konuda hiç bir şey yapmamanın bize vermiş olduğu –haz gibi görünen- o miskinane his veya bizi harekete geçirecek hayata dair büyük bir resmimizin olmaması geliyor diyebiliriz. Oysa bu alandan çıktığımızda, diğer bölgenin kısa süre sonra daha keyifli olduğunu anlayabiliriz. En basit örnekle, sabah sporu yapmak için biraz erken kalkmak bize anlık da olsa bir acı verebilir, fakat spor yaptıktan sonra hissettiğimiz o mutlu anımız bizi gün boyu dinamik tutmak için bir zemin hazırlar. Ve kendimizi gün boyunca daha dinç ve enerjik hissederiz.

İnsanlığın kişisel gelişimi için çalışan topluluklardan Thrive Global’ın yöneticilerinden Ali Shapiro, konfor alanından çıkılmasıyla ortaya çıkabilecek rahatsız durumlarla baş etmek için 4 yol öneriyor:

1. Dinç olun
Sürekli yorgun ya da kafası karışık görünmek insanlarda güvenilmez bir izlenim bırakabilir; daha da önemlisi öz güvenimizin düşmesine ve odağımızı kaybetmemize neden olur. Fiziksel ve ruhsal sağlığın birbirinden ayrı olmadığını düşünerek, öncelikle uyku ve beslenme düzenimize dikkat etmemiz, kendimizi dinç ve enerjik hissetmemiz hal ve tavırlarımıza olumlu şekilde yansıyacaktır.

2. Duygularınızın farkına varın
Hayat bizi hep bir sonraki adımı görerek yaşamaya zorlayabilir; fakat bu “beynin içinde yaşama” durumu insanlar için çok tüketicidir. Kararlarımızı verirken kalbe ve İngilizcede “gut feeling” (karın hissi) olarak adlandırılan önsezilere danışmayı hatırlamak gerekir. Hissettiğiniz duyguyla gerçeğin çatıştığını düşündüğünüzde, dans etme ya da yürüme gibi hareketli bir aktiviteye başlayın. Hislerinizi görmezden gelmek yerine onları kabullenip üstesinden gelmeye çalışın, bunun için müzik ve hareket gibisi yoktur.

3. İç direncinizi azaltın
Yeni sularsa yelken açma arifesinde içimizde, başarılı olup olamayacağımıza dair bir şüphe belirebilir. Bu şüphe ve endişe kendimizi güçsüz hissetmemize neden olur. Bu hislere kapıldığımızda onların gerçek değil, iç direncimizin oluşturduğu sanrılar olduğunu kendimize tekrarlamak yardımcı olabilir.

4. Deneyimlileri örnek alın
Başarısız olacağımızı sandığımız her yeni adımda, başka insanların da bize benzer hikayeleri olduğunu ve imkansızı gerçekleştirmeye çalışmayacağımızı düşünmek faydalı olur. “Aynı şeyi başkaları da yaşadı, bu yollardan onlar da geçti ve başarılı oldular” olumlamasını yapmak endişelerimizi azaltacaktır.

Alışkın olmadığımız durumlarda rahatsızlık hissetmemiz, zayıf olduğumuz anlamına gelmiyor. En önemlisi bunu kabullenmek ve attığımız her yeni adımda yukarıdaki önerileri göz önünde bulundurabilmek.

Hep aynı şeyleri yapmak, aynı sözleri söylemek, aynı yemekleri yemek, kıcacası tekdüze yaşamak insanı uyuşturur, sıradan bir kişiye dönüştürür. Konfor alanı dışına çıkamayanlar, tıpkı durgun bir su birikintisinin zamanla çamurlanması, yosun tutması, içinde sineklerin, kurbağaların çoğalması ve sıcak bir günde kuruyup gitmesine benzer süreci yaşarlar.

Korkmayın!
Ne yapmanız gerekiyorsa, onu yapın.

Zira tekne limana güvendedir,
ama teknenin amacı bu değildir.

Kendinizi rahat hissettiğiniz bölgenin dışına çıkmak kaygı verse de kendinizi değişime açmak önemlidir.

En önemlisi de Sokrates’in dediği gibi, hayatın kapanış kısmında kendimizi alkışlayabilmek için…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top