skip to Main Content
Finlandiya’da Gerçek Bir Başarı Öyküsünün Gösterişsiz Kahramanları

Finlandiya’da Gerçek Bir Başarı Öyküsünün Gösterişsiz Kahramanları

Güven kültürü, yüksek motivasyon ve rekabetsiz paylaşım Finlandiya eğitim gezimizden izlenimlerim…

“ Değişimin çok hızlı olduğu ve nasıl olacağını bilemediğimiz bir dünyaya biz çocukları nasıl hazırlarız? Bu, eğitimde bizim temel sorumuzdur!”
Bu sözler, Finlandiyalı bir eğitimci olan Olli Maatta’ya ait. Kendisi; okutman, öğretmen eğitimcisi ve uluslararası ilişkiler bölüm yöneticisi. 27-31 Ocak tarihleri arasında 30 eğitimci arkadaşımla birlikte Ekip olarak Finlandiya’ya bir eğitim gezisi gerçekleştirdik. Olli Maatta, bu eğitim gezisinde biri okul öncesi, diğeri orta öğretim kurumu olmak üzere ziyaret ettiğimiz iki okuldan bir tanesinde (Helsinki Normal Lyceum) görev yapıyor. Bizlere gerçekleştirdiği sunumda dikkatimi ilk olarak çeken cümle, onun yukarıdaki bu sözleri oldu…

Helsinki’de ziyaret ettiğimiz iki okuldaki bireysel gözlemlerim, dinlediğim sunumlardan edindiğim izlenimler ve sorduğumuz sorulara aldığımız yanıtlar; bir eğitim rüyasını Finlandiya’da gerçek kılan üç anahtar sözcük bırakıyor bu yolculuğun sonunda bana: ”Güven, Motivasyon ve Paylaşım” “Güven” sözcüğünün yaşamdaki karşılığı yalnızca okullardaki öğretme-öğrenme süreçlerinde değil, sokakta, iletişimde, sorun olarak görülebilecek durumlara getirilen çözüm önerilerinde doğrudan gözlemlenebiliyor.

Birkaç örnek ile fikir vermek gerekirse; girişinde turnikeleri olmayan ve jeton atmak zorunda olmadığınız, biletinizi makineden alarak cebinize koyup bilet kontrolü yapılmaksızın feribota bindiğiniz, yolda içi para dolu cüzdanınızı düşürdüğünüzde cüzdanınızın bir süre sonra adresinize geri geleceğinden emin olduğunuz, okulda öğretmen iseniz, öğretim yöntemlerinizin denetlenmesi için yalnızca kendi mesleki otonominize başvurduğunuz değerler sisteminde , “güven” olgusu Finlandiya’da yaşamın birçok alanında kendisini belirgin olarak ifade ediyor…

“Güven Kültürü”, Finlandiya eğitim sisteminde başarının bana göre üç anahtar teriminden biri ve biraz sonra örnekler ile değineceğim gibi, aslında güven kültürü; “motivasyon” ve rekabetsiz paylaşım” olgularına da temel oluşturuyor.

İlk olarak ziyaret ettiğimiz okul, 550 öğrencisi ve 60 öğretmeni bulunan 150 yıllık tarihi bir okul. Helsinki Üniversitesi’ne bağlı ve öğretmen eğitimi alanında da hizmet veriyor. Eğitim fakültesiyle aralarında çok yoğun bir işbirliği var. Bu okulda çalışan öğretmenler üniversite tarafından görevlendiriliyor ve maaşları yine üniversite tarafından veriliyor. Okul, önceleri yalnızca erkek ortaokulu olarak hizmet verir iken, 1974 yılında ilk kez kız öğrenciler alınıyor.

Öğretmen Profili

Finlandiya’da öğretmen profiline genel olarak bakıldığında, başarılı bir öğretmen, “En büyük hayali, öğretmek olan kişi” olarak tanımlanıyor. Eğitimdeki başarıları ise, kendi aktarımlarıyla, çok büyük oranda sürecin en başında yani işe alımda doğru öğretmenin seçimi ile yakalanıyor.

“Doğru öğretmenin” Finlandiya eğitim sistemindeki karşılığı, “Öğretme motivasyonu çok yüksek olan ve öğretmenliğin hayalini kuran kişi! Çok kuvvetli teorik temellere sahip, literatürü iyi takip eden, bireysel yaşamında kuvvetli aile değerleri oluşturmuş, öğrenci merkezli eğitim ve sorun çözme yaklaşımlarına odaklanmış, akademik özgürlüğü ve mesleki otonomileri olan birey” . Eğitimin ilk kademelerinde, sınıf öğretmenliğine atfedilen önem çok büyük. Kendi anlatımları ile, “İlkokul öğretmenliği için başvuran adaylardan iyilerin en iyisi seçilir. Öğretmen başvurularında göreve kabul edilme, % 10 gibi bir orana karşı gelir.”

İlkokul öğretmenleri genel olarak eğitim alanında, ortaokul ve lise öğretmenleri ise kendi öğretecekleri branşta yüksek lisans derecesine sahip olmak zorunda. Ziyaret etmiş olduğumuz okulda, öğretmenlerin daha fazla vasıflara sahip olması gerekiyor ve bu okulda öğretmenler doktoralı. Finlandiya’da lisans eğitimi, öğretmenlik yapmak için yeterli değil.

Öğretmenlik alımında adayların lise kayıtları ve üniversite ders başarıları inceleniyor. Başvuran adaylara iki sınav uygulanıyor. Bunlardan birisi yazılı sınav, diğeri ise grup mülakatı. Başvuru sahipleri mülakatta gruplar halinde aynı anda jüri ile muhatap oluyor. Bu sınavları geçen öğretmen adayları çok saygın bir mesleğe adım atmış oluyorlar. Öğretmenlik mesleği ülkede doktorluk, avukatlık vb. meslekler ile yarışıyor. Başvurularda kadınlar erkeklere göre çok daha başarılı. Bu başarı oranı, yaklaşık olarak %85. Buna karşın, başvurulardaki başarı oranı, eğitim kademesi ilerlediğinde erkeklerde yükseliyor.

Eğitim – Öğretim

Finlandiya’da eğitimi bu günlere taşıyan reform girişimleri 1970’li yıllarda başlıyor. Başarılarını zirveye taşımış okullar incelendiğinde, yakın geçmişte literatürde Mc Kinsey ve Company (2007) tarafından yapılmış saptamaların, Finlandiya’daki eğitim sisteminin başarısı ile örtüşen üç maddesi, bizlere yapılan sunumda önemle dile getiriliyor:

  1. Doğru insanları öğretmen olarak seçmek
  2. Öğretmeni çok iyi eğitmek ve etkili öğretmen olarak geliştirmek
  3. Her çocuk için mümkün olan en etkili öğretimi sağlamak

Eğitimde Finlandiya’nın özgün perspektifini açıklayan maddeler; öğretmenlerin mesleki otonomileri, öğretmenliğin soylu bir meslek olarak gördüğü yüksek itibar, öğretmenlere her seviyede gösterilen saygı ve duyulan güven, eğitimde eşitlik, uzun vadeli ve tutarlı öğretim planlaması, her öğrenciyi kendi başarısıyla değerlendirmek ve sınavları, dış kontrolü, eğitimde rekabeti azaltmak olarak açıklanıyor.

Fin Eğitim Politikasının temel taşları; sürdürülebilirlik ve tutarlılık, bilgi temelli toplum vizyonu, sorumluluk alma, yerel düzeylerde karar verme erkinin bulunması, güven kültürünün varlığı yani ulusal sınavlara, müfettişlere, okullar arası rekabete ihtiyaç duyulmayan bir sistem ve eğitimde eşitlik olarak belirtiliyor.

Olli Maatta’nın, literatürde,(Hargreaves, Earl, Shawn & Manning, 2001; Sahlberg, 2004) tarafından yapılan çalışmaları da referans alarak bizlere yapmış olduğu sunumda değindiği üzere, Fin Eğitim Politikası, küresel reform hareketleri ile karşılaştırıldığı zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

Küresel reform hareketlerinde var olan standarnizasyon (eğitim kalitesini yükseltmek üzere okullar, öğretmenler ve öğrenciler için belirlenmiş belli standartlar) ilkesine karşılık, Finlandiya eğitim politikasında esneklik ilkesi (okula özgü öğretim programı) temel yaklaşım olarak ele alınıyor.

Küresel reform hareketlerinde; okuma, yazma, matematik ve fen olarak birbirinden ayrılmış disiplinlerde temel bilgi ve becerilerin kazandırılmasına karşılık, Fin eğitim politikasında bütüncül öğrenme yaklaşımı esas alınıyor. Kişilik, yaratıcılık, bilgi ve becerilerde bireysel gelişimin tüm veçhelerine eşit değer veriliyor.

Küresel reform hareketlerinde, okulun ve öğretmenin teftiş ile değerlendirildiği bir başarı yaklaşımına karşılık, Fin eğitim sisteminde öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin mesleki yeterliliklerine duyulan güven karakterize ediliyor.

“Az daha çoktur!”, “Daha az öğret, daha çok öğren!”, “Öğrenci daha çok, öğretmen daha az konuşmalı!”, “ Öğrenciler soru sorma özgürlüğüne sahip olmalı!”, “Öğrenciler nasıl öğreniyorsa, öğretmenler öyle öğretmeli!”

Bunlar, eğitim-öğretim süreçlerindeki yaklaşımları özetleyen parola cümleler!

Eğitim, okul öncesinden 16 yaşa değin zorunlu. Okullarda öğrenciler için 16 yaşa değin; ulaşım, yemek, ders materyalleri, sağlık hizmetleri ve ders takviyelerinin tamamı ücretsiz. İlkokul 1. ve 2. sınıflarda toplam beş ders görüyorlar. Bunu izleyen yıllarda ise öğrenciler günde 7 ders görüyorlar. Eğitim-öğretimde 9. sınıfa değin merkezi sınav yok. Eğitim-öğretim yılı Ağustos ortasında başlıyor ve Haziran ayına değin sürüyor. Toplam 190 okul günü var. Öğretim programı her 10 yılda bir gözden geçiriliyor. Yerel yönetimlerin eğitim bölümü, yayınevleri ve eğitim fakülteleri tarafından inceleniyor.

Okul Müdürü Profili Ve Liderlik Yaklaşımları

Ziyaret ettiğimiz okul (Helsinki Normal Lyceum), Helsinki Üniversitesi’ne bağlı iki okuldan biri ve okul müdürü, üniversiteye bağlı olan bu her iki okulun da yöneticisi. Öğleden sonra bizlerle paylaştığı ve aynı zamanda eğitim literatüründen örnekler verdiği sunumunda, bir okul müdürünün liderlik görevlerini üç temel olmak üzere toplam beş kategoride özetliyor: Teknik liderlik, İnsani liderlik ve pedagojik liderlik. Sembolik ve kültürel liderlik ise bu üç kategorinin hepsini içeriyor.

Teknik görevleri içeren; rutin ofis işleri, okul bütçesinin yönetimi, yıllık planlar ve bol miktarda evrak işlerinin zamanın bir çoğunu aldığına, bu gibi işlerin paylaşıldığında ve görev dağılımı yapıldığında okul müdürünün okul personeline çok daha fazla zaman ayırabileceğine, onlara çok daha yakın olabileceğine vurgu yapıyor ve okul yönetiminde en önemli liderliğin pedagojik liderlik olduğunu belirtiyor.

Pedagojik liderliği genel olarak; öğrenme ve gelişmeye yönelik girişimleri teşvik etmek, öğrenmeyi kolaylaştırıcı ortamlar oluşturmak olarak açıklıyor. Bu noktada Amerikan eğitim sistemi ile Finlandiya eğitim sistemini karşılaştırarak; Amerikan eğitim sisteminde var olduğunu ifade ettiği öğretimsel liderlik anlayışına karşın, Finlandiya eğitim sisteminde pedagojik liderliğin varlığına dikkat çekiyor. Öğretimsel liderlik anlayışında, “Müdür, öğretmenden fazla bilir!” inanışının geçerli olduğunu, oysaki Finlandiya’da eğitimde böyle bir inanışın geçerli olamayacağını belirtiyor.

İnsani liderliğin etkin olduğu alanları özellikle; sorun çözme, destek verme ve okulda her zaman var olduğunu, öğretmenlerinin yanında olduğunu onlara hissettirme olarak “ ifade ediyor. Finlandiya’da öğretmenlere geniş çaplı olarak yöneltilen “ Nasıl bir okul müdürü istersiniz?” anketini, öğretmenlerin çoğunun “Odasının kapısı her zaman açık olan bir okul müdürü isteriz” şeklinde yanıtladığını, hiçbir öğretmenin şimdiye kadar bu anketlere verdiği yanıtlar arasında “İyi bütçe yapan okul müdürü “ gibi bir yanıtın bulunmadığını gülümseyerek anlatıyor. Teknik liderlik ile pedagojik liderlik arasındaki farkı ve pedagojik liderliğin önemini, vermiş olduğu bu pratik örnek ile güncelleştiriyor.

Pedagojik liderlikte okul müdürünün; öğretmenlerine yapmış olduğu açıklamaları onlar için anlaşılabilir ve anlamlı kıldığında, öğretmen ve okul müdürü arasında hiyerarşik yapıya dayanmayan eşitlikçi bir uzlaşma kültürünün oluştuğunu ifade ediyor. Okul müdürünün bizlere yapmış olduğu sunumda aktardığı iki örneğe özellikle değinmek istiyorum:

“Öğretmenin sabahları ilk iki ders saatinde okul dışında yapmak zorunda olduğu önemli bir işi var ise ve biz de çizelgede sabah iki saate bu öğretmen için ders koymuyorsak, bu durum teknik liderliği işaret eden bir görünümdür. Oysaki, okul müdürünün; öğrencilerin sabah saatlerinde dersleri çok iyi öğrendiğini ve bu nedenle çizelgede sabah iki ders saatindeki boşluk yerine, tek ders saatinin boş bırakılmasının öğrenci için çok daha iyi olacağını bu öğretmene ifade etmesi, böylelikle açıklamasını öğretmen için anlamlı kılması, pedagojik liderliği işaret eden bir örnektir.”

“ Üniversite’den okul bütçesine aktarılan miktar kesintiye uğradığında, okul müdürü öğretmenlerine; “Paramız kesintiye uğradı. Kitabı azaltalım” dediğinde bu ifade biçimi, teknik liderliği açıklar. Oysaki, böyle bir örnek olaya pedagojik liderlik yaklaşımı ile bakıp, krizi fırsata dönüştürme ilkesini benimsemiş okul müdürünün öğretmenlerine yapacağı açıklama; “Kitabı daha az alalım. Öğretimde bilişim teknolojilerini daha yoğun kullanalım” şeklinde olacaktır. Gerçek hayat bütüncüldür. Sorunlara bütüncül yaklaşılmalıdır!”

Finlandiya’da tüm müdürler aynı zamanda öğretmen. Bilgilendirildiğimiz üzere; müdür olmak için temel eğitim kanununda öğretmenliğe ek olarak 12 kredilik sınav ve bir yıllık deneyim yeterli olup daha çok kırsal kesimde bu vasıflar yeterli olarak görülürken, büyük şehirlerde müdürlük makamı için çok başvuru oluyor. Üniversitelerin eğitim fakültelerinde 25 kredilik “Müdür Eğitimi” programları mevcut. Ziyaret ettiğimiz okulun müdürü, çok daha fazla çalışarak toplam 450 kredi yaptığını belirtiyor ve yaptığı işi kendisi için “çok zevkli” olarak nitelendiriyor.

Okul müdürleri, ayda bir kez olmak üzere her ay meslektaşlarıyla ve ayrıca kendi okul bölgelerindeki milli eğitim müdürleriyle toplanıyorlar. Çok yakın bir tarihte Helsinki Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek olan Okul Müdürleri Toplantısında “Pedagojik Liderliğin” ele alınarak, gözden geçirilip tekrar şekillendirileceği ifade ediliyor.

Okul Öncesi Eğitime İlişkin Birkaç Saptama

Finlandiya’da okul öncesi eğitim zorunlu ve bu eğitimi alan çocuklar ülkede %97’lik bir oranı oluşturuyor. Okul öğretmenleri mastır derecesine sahip. Helsinki’de ziyaret ettiğimiz okul öncesi kurum, özel teşebbüse ait bir okul. 1-3 yaş arasında bulunan her 4 öğrenciye bir öğretmen düşüyor. 3 yaş ve üzeri grupta ise, her 7 öğrenciye bir öğretmen düşüyor. Okul öncesi ulusal programda, her 8 öğrencilik grupta bir öğretmen bulunuyor. Gruplarda çocuklarla Fince iletişim kuran bir öğretmenin yanı sıra, aynı anda bir de İngilizce öğretmeni hazır bulunuyor. Böylelikle öğrenci, her iki dilde eş zamanlı olarak iletişim kurabiliyor.

“Eğitim, okul duvarlarını aşıp, gerçek yaşam ile ilişkilendirilmelidir ve bireylerin gerçek yaşamda her an değişen koşullara karşı uyum becerilerini güçlendirmelidir!”.

Bizlere yapılan sunumda, bu görüşün ifadesi olarak; dış koşullara uyum sağlama becerilerinin bireylerde, okul öncesinden başlayıp içselleştiğine ilişkin birçok örnekle karşı karşıya kalıyoruz. Bunlardan en çarpıcı olanı hangisi mi dersiniz? Hava sıcaklığının -15 dereceyi bulduğu günler de dahil olmak üzere, öğrencilerin gruplar halinde sabah 9 ile 10 arası bir saat, öğleden sonra 2 ile 4 arası iki saat okul dışına çıkarılarak doğal alanlara, oyun parklarına götürülmesi. Oyun ve okul dışı geziler,Finlandiya eğitim sisteminde okul öncesi eğitimin önemli kısmını oluşturuyor.

Okul ziyaretimiz, öğleden sonra öğrencilerin okul dışı etkinlik saatine denk geldiğinden, onların dışarı çıkmak üzere yaptıkları hazırlıkları izlemek, sıra dışı görüntüler armağan etti dağarcığımıza. Her birinin soğuğa dayanıklı tulumlarını giyerek, ikili gruplar halinde el ele tutuşup, sıra olup, geziye hazırlanışlarını keyifle izledik. Gruplarının bir önünde ve bir de arkasında yer alan iki öğretmenleriyle birlikte yolda telaşsız ilerleyişlerini, öğretmenlerinden tek bir uyarı almaksızın grupça karşıdan karşıya sakin geçişlerini izlemek, oldukça çarpıcı gözlemlerdi bizim için.

Okul beslenme programlarında bir günün menüsünün vejeteryan menü olarak yer alması, farklılık oluşturan bir başka uygulama olarak göze çarpan bir ayrıntı.
Çocukların okula alışmaları için ilk günlerde okul ve veli işbirliği içerisinde bir dizi ritüel gerçekleştiriliyor. Okula alışma dönemi; velilerin ilk günlerde çocuklarının uyuma saatlerinde onlara okulda eşlik etmesi, ilerleyen günlerde çocuğuyla birlikte olduğu zamanın kademeli olarak azaltılması gibi basamaklardan geçiyor. Bununla birlikte, velinin yine de okul dışında belli bir süre hazır bulunması ve çağrıldığında çocuğunun yanına gelmesi sağlanıyor. Okuldaki öğretmenlerin, okul dışı zamanlarda öğrencilerinin evlerine yaptığı periyodik ziyaretler, okulda öğrencilerin görüş alanı içinde yoğun olarak yer alan aile fotoğraflarının varlığı öğrencinin okula uyumunu güçlendiren uygulamalardan birkaçı.

Okul öncesi eğitimini tamamlayarak ilkokula başlayacak olan çocuklar için; öğrencilere ait 1-3 yaş arası gözlem raporlarının yanı sıra 3-6 yaş arası gözlem raporları, her ailenin çocuklarına ilişkin kendi gözlemleriyle birleştirilerek değerlendiriliyor ve toplu rapor, öğrencinin gideceği okula teslim ediliyor. Ziyaret ettiğimiz özel okulda 3 yaş öncesi 1300 Euro, 3 yaş üzeri 930 Euro olan eğitim ücretinin yarısını devlet aileye ödüyor.

Bunlar, Finlandiya’daki eğitim gezimizden çok kısa izlenimlerim. Kuşkusuz derinlemesine fikir edinebilmek için bu gözlemlerin çoğalması, izlenimlerin genişlemesi ve tüm bunların, başarıyı görüntüleyen büyük bir resimde bütünün bilgisini oluşturmak üzere birleşmesi gerekiyor. Ne var ki bu resimde gördüğümüz her izlenim parçası da bütünün bilgisini kendi içinde taşıyor. Bence, resmin bütününde üç renk belirgin olarak öne çıkıyor: Güven, motivasyon ve paylaşım. Tablodaki bu ana renkler bana göre, Finlandiya’da eğitim başarısının yaşamdaki karşılığını sunuyor.

Yazan: Nilgün ERENTAY     

Back To Top