skip to Main Content
Emile Üzerine

Emile Üzerine

1712-1778 yılları arasında yaşayan Fransız yazar Jean Jacgues Rousseau düşün dünyasının ve edebiyatının en önemli isimlerindendir.

J.J. Rousseau özgürlük, edebiyat, din, politika ve sosyal haklar üzerine önemli fikirler ortaya koymuştur.

Jean Jacgues Rousseau’nun eğitim üzerine kaleme aldığı Emile beş bölümden oluşmaktadır. Emile hayali bir çocuk, öğrencidir. Jean Jacgues Rousseau, Emile ile eğitim ve kültürel gelişim üzerine düşüncelerini aktarmıştır.

Birinci bölüme “Her şey, Yaratıcı’nın elinden çıktığında iyidir; insanoğlunun elinde bozulur. İnsanoğlu bir toprağı başka toprağın ürünlerini beslemeye, bir ağacı başka bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar; iklimleri, elementleri, mevsimleri birbirine karıştırır, karmakarışık yapar; köpeğini, atını, tutsağını sakatlar; her şeyi altüst eder, her şeyin biçimini değiştirir, biçimsizliği, aykırı yaratıkları sever; hiçbir şeyi, hatta insanı bile, doğanın yaptığı şekliyle istemez. İnsanın, eğitim yerinde eğitilen bir at gibi, kendisi için eğitilmesi gerekir; onu, bahçedeki bir ağaç gibi, kendi tarzında yetiştirmelidir.” diyerek başlar.

Çocuğun doğuşundan çocukluk çağının sonuna kadar olan dönemdeki eğitiminden bahseden Rousseau çocuğun doğduğunda iyi yaratıldığını vurgulamaktadır. Bu iyiliğin korunması için kendi özünde yetişmesi gerektiği anlatılmaktadır.

“Ana babanın eğiliminden önce, doğa onu insan olarak yaşamaya çağırır. Yaşamak benim ona öğretmek istediğim meslektir.” Önceliğin insan olmak gerektiğine vurgu yaparak “bu yaşamın iyiliklerine ve kötülüklerine katlanmayı en iyi bilen kişi bana göre en iyi yetiştirilmiş kişidir.” demektedir.

“Yaşamak solumak değil, davranmaktır; organlarımızı, duygularımızı, yetilerimizi, bizi varlığımızın bilincine vardıran kendimizin tüm parçalarını kullanmaktır.” diyen Rousseu toplum isteklerine göre değil yeteneklere göre eğitimin vurgusunu yapmaktadır.

“İnsanın yazgısında her zaman acı çekmek vardır.” der ve şöyle devam eder; “Çocuk doğarken bağırır; ilk çocukluğu ağlamakla geçer. Kimi zaman, yatıştırılmak için sallanır, okşanır; kimi zaman susturmak için gözü korkutulur, dövülür. Ya onun hoşuna gideni yaparız ya da ondan ille de hoşumuza giden şeyi yapmasını isteriz.” diyerek, eğitimde yapılan yanlışlara dikkat çekmektedir.

Doğduğunda kundak yapılan çocuğun daha doğar doğmaz hareketlerinin kısıtlanarak özgürlüğüne engel olunarak yanlış eğitimle başlandığını anlatır. Vücudu ve kolları sarılı bir çocuk, vücudu ve kolları serbest bir çocuktan daha çok ağlayacaktır. Oysa ki bedensel gereksinmelerini bilen çocuk yalnız acı çektiğinde ağlar, bu büyük avantajdır. Böylece çocuğun ne zaman yardıma gereksinim duyduğu bilinir ve ona göre zamanında müdahale edilir. Bunun çocuğun gelişimi için önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Çocuğun doğada yetişmesinin önemli olduğu, doğada yetişen çocuğun hem fiziksel, hem de zihinsel gelişiminin iyi olduğu anlatılmaktadır.

İkinci bölümde “konuşan çocuk” olarak adlandırılır. Çocuğun artık konuşmaya başladığı ve istek ve ihtiyaçlarını konuşması ile ifade etmesinin önemi üzerinde durulmaktadır.

“Çocuğu bir odanın pis havası içinde çürümeye bırakmaktansa her gün çayıra götürmeli. Orada koşsun, oynasın; günde yüz kez düşsün, daha iyi: Ayağa kalkmayı daha erken öğrenecektir. Özgürlüğün huzuru birçok acıyı giderecektir.” der.

Bireyin yaşamının bu ikinci evrede başladığını söyleyen Jean Jacgues Rousseau doğa ile iç içe yaşayan çocuğun kendi kendine birçok şeyi yapabildiğini kimseye gereksinim duymadığını, güçlendikçe gücünü yönetecek bilgilerini de geliştirdiğini söylemektedir.

“Hiçbir şeyi önceden kestiremeyen bilgisiz insan yaşamın değerini az hisseder ve onu kaybetmekten pek korkmaz; aydın insansa yaşamda daha büyük değeri olan şeyler gördüğü için, bunu bilgisiz insana kıyasla yeğ tutar.” Yaşama verilen değerin çocuğun edineceği bilgilerle insanı yazgının sertliği ve insanların adaletsizliği karşısında ayakta tutar düşüncesi yer almaktadır.

“Çocuğu mutsuz kılmanın en kesin yolunu biliyor musunuz? Onu her şeyi elde etmeye alıştırmak…” Her şeyi elde etmeye alışan çocuğun istekleri olmayınca haksızlığa uğradığını düşünerek hırçınlaştığı, herkesten nefret ettiği ve yapılan iyilikten hiçbir zaman minnet duymadığı görülür.

Jean Jacgues Rousseau öğretmenler “bilincinde olmadıkları bir görevi onlara zorla benimseterek, zorbalığınızla onları tedirgin ediyor ve sizi sevmekten uzaklaştırıyorsunuz; ayrıca onlara, ödül koparmak ya da cezadan kurtulmak için sinsi, sahteci, yalancı olmalarını öğretiyorsunuz…” demektedir. Öğrencinin yaşına göre davranmak gerekliliği üzerinde durulmaktadır.

“Eğer çocuğun çevresindeki şeylere egemen değilseniz, ona da egemen olamazsınız ve bu otorite, erdeme değer vermeye dayalı değilse, hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.” sözleri öğretmenin kendisini sevdirmenin yolu olarak söylenmektedir. Ayrıca öğretmenin adaletli, iyiliksever, yardımsever olması gerektiği vurgulanmıştır. Derslerin sözden çok eylem içermesi gerektiği anlatılmaktadır. Çocuklara saygı gösterilmesi gerektiği, iyi ya da kötü diye yargıda bulunmakta acele edilmemesi öğütlenmiştir.

“Eğer çocuğa git, gel, kal, bunu yap, şunu yapma diyerek durmadan yönetirseniz, onu alıklaştırırsınız; çocuğun kollarını kendi kafanızla yönetirsiniz, kafası gereksiz olur.” Öğrenciyi özgürleştirmenin önemi bu şekilde anlatılmakta, doğru eğitim için yol gösterici olmak gerektiği üzerinde durulmaktadır.

Üçüncü bölümde yeniyetmelik çağı (ilk gençlik çağı) ele alınmaktadır. Bu bölümde bireyin, insan olarak çok güçsüz, çocuk olarak da çok güçlü olduğu söylenmektedir. Burada söz konusu olan yalnızca fiziksel güç değil, özellikle bu gücün yerini tutan ya da onu yöneten, zihinsel güç ve yetenektir.

Çocuğa yaşına göre yararlı bilgilerin öğretilmesi gerektiğini söyleyen Rousseau “bizim gerçek öğretmenlerimiz deneyimdir, duygudur ve insan ancak içinde bulunduğu koşullara göre kendisine uygun olan şeyleri iyi hisseder.” der.

Düşünce yürütmeye başlayan çocuğun hiçbir çocukla kıyaslanmaması gerektiği, yarışlarda bile rakip olmaması gerektiği fakat kendi kendisinin rakibi olmasında hiçbir sakınca görmediğini bu bölümde anlatmaktadır.

Öğrencinin başlangıçta yalnızca duyumları varken, şimdi fikirlerinin olduğundan, eskiden yalnızca hissederken şimdi fikir yürüttüğünden bahseder. “Fikir oluşturma biçimi insan zekasına bir nitelik kazandırır. Fikirlerini yalnızca gerçek ilişkilere göre oluşturan zeka, güçlü bir zekadır; görünüşte kalan ilişkilerle yetinen zeka yüzeysel bir zekadır; ilişkileri oldukları gibi gören zeka, doğru düşünen zekadır; bu ilişkileri kötü değerlendiren zeka, yanlış düşünen bir zekadır; ne gerçekliği ne de görünüşü olan düşsel ilişkiler uyandıran, delidir; hiçbir kıyaslama yapmayan da budaladır.” der.

Dördüncü bölüm” insanın gerçek kişiliği bu çağda başlar” der. Kız ve erkek çocukların dış görünümleri ayrı olsa da; aynı çehre, aynı yüz, aynı ten olduğunu ve bu dönemde çocukların duygularında, huylarında değişme görüldüğünü anlatır.

Öğrencinin öğretmenin kendisininkiler kadar sınırlı bilgilere sahip olduğunu sanmamalıdır. Öğretmenin en büyük ustalığı, fırsatlar hazırlamakta ve genci hiçbir zaman çok büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakmamak gerektiği anlatılmaktadır.

“İskender’den daha güçlü, Karun’dan daha zengin olsak da, hiç kimse bize kendimizden daha iyi hizmet edemeyeceğine göre, başkalarından ancak kendi yapamadığımız hizmetleri beklemeliyiz.” diyerek gençlerin yetiştirilmesinde dikkat edilecek felsefeye değinmektedir.

Beşinci bölümde Sophie ile Emile’nin tanışması ve evliliğe giden süreçteki yapılması gereken noktaları anlatmaktadır.

Jean Jacgues Rousseau’nun Emile’si eğitimde bugün de geçerliliği olan bir yapıttır.

Saygılarımla…

Hazırlayan: Güler Akpınar

Back To Top